Zor zamanda çiçek koklamak


Şavaş Özbey'den hayat dolu bir yazı: Zor zamanlarda çiçek koklamak, sevdiklerimizi öpmek ve gerçek destek üzerine.
Bunlardan bazıları erken ölümüyle ilgili tezat oluşturan, ne kadar hayat dolu olduğunu gösteren paylaşımlar. Bazıları da konuşurken satır aralarına serpiştirdiği, öldükten sonra daha bir anlam kazanan, sanki 'içine doğmuş' dedirtecek türden açıklamalar.
Yaklaşık 1 ay önce konuk olduğu 'Bambaşka Sohbetler'de şunları söylemiş: 'Ben her şeyi Allah'a emanet ediyorum. Bir kul olarak çok fazla şeyi kafaya takıyoruz. Kafaya taktığımız ve üzüldüğümüz her şey onu da incitiyor gibi geliyor bana. O bizi bir deneyime, şükretmeye ve sevgi için buraya gönderdi ya ben de artık kendimi rahat bırakıyorum. İş mi gelmedi? En güzeli gelecek. Canımı sıkmaya değmedi, çünkü iş geldi, ben sadece üzüldüğümle kaldım. O süreci daha böyle çiçekleri koklayarak, teyzemi belki iki defa fazla öperek geçirebilirdim... '
Zor zamanlarımızda çiçek koklamak, sevdiklerimizi öpmek falan gelmiyor içimizden. Filmi ileri sarmak, geçsin bitsin istiyoruz. Kıymeti sonradan anlaşılıyor ama... O noktadan sonra eyvah para etmiyor.
24 yıl aradan sonra Dünya Kupası'na katılan Milli Takım'a marş yazacağım diye şarkıcılar az daha birbirlerini ezecekti. En az 10-15 marşa denk geldim, kaçırdıklarım da vardır elbet. Ama daha ilk yenilgide ses-soluk kesildi. Arkadaş, hani iyi günde-kötü günde destekleyecektik takımımızı? O zaman sizinki Milli Takım'a destek değil, başarı olursa, o dalgadan nemalanmak niyetiymiş. Utanmasalar, 'Ben o kadar güzel marş yazdım ama takım oynayamadı' diyecekler.
Aralarından bir tek, 24 yıl önce 'Bir Oluruz Yolunda'yı yazan Tarkan'ın destek açıklamasına denk geldim: 'Milli Takım'a daha ilk maçın ardından bu kadar yüklenilmesini üzüntüyle karşıladım. Daha yolun başındayken eleştiriyle motivasyonlarını kırmak yerine, 'Bir Oluruz Yolunda' dediğimiz Milli Takımımızın yolunda gerçekten bir olalım. Çünkü ihtiyaç duydukları şey yargı değil, dayanışma... '
Brezilya'da bungee jumping deneyimlerken halatı bağlanmadan atıldığı için hayatını kaybeden kadınla ilgili soruşturma sürüyor. Bütün dünyayı dehşete düşüren olayda üç erkek, kollarının üzerinde kaldırdıkları kadını, 40 metre yükseklikteki köprüden boşluğa bırakıyordu...
Genelleme yapmamak lazım tabii ama bazı memleketler var ki, artık Akdeniz toplumları mı desek, sıcak iklim insanları mı desek bilemiyorum, böyle teknik titizlik isteyen konularda daha az güven uyandırıyor. Brezilya'da ben de korkumdan eğlence helikopterine binememiştim. Önyargı tabii. Adamın rahat hareketlerine bakıp hemen senaryo yazıyorum: 'Şimdi bu abi gece kız arkadaşıyla kavga etmiştir. Üstüne üç bira içmiş, eve geç gitmiştir. Sabah baş ağrısı zaten. Tam o sırada da telefon gelince... O kahrolası somunu sıkıştırmayı unutmuştur... '
Genellememek lazım ama buna neden olan bir Japon olsa, biliyorsun ki en azından kendisi de harakiri yapacak kazadan sonra. Olayda anlamadığım nokta şu: Hadi kadını kaldırıp, 40 metreden kayalara atan üç hoca görmedi... Kadının kendisi, yanındaki nişanlısı da mı fark etmedi hiçbir şeye bağlanmadan atıldığını?